17 Mayıs 2013 Cuma

Aşk

Divan edebiyatına çok özenirim ben. Aşk anlayışına hayali sevgililere... Gerçek birine aşık olamayışım da bu yüzden olsa gerek. İnsanları tanımadığın zaman daha kolay sevebiliyorsun. Ben ki rüyamda gördüğüm birine bile aşık olabiliyorum. Mükemmel birine. Aslında mükemmeli istemedim. Güneşli günleri değil aksine fırtınaları severim. Hoşlanmadığımsa bir gelip bir giden sevgililer. Yalama olmuş kalpler. Bir yara kabuk tuttuğunda onu kaldırırsanız daha derin bir şekilde açılır. İşte bazı ilişikiler böyledir. Tam her şey güzelken o gider gider. Yara derinleşir. İyileşecek dersin ama o derinleşmeye devam eder. Ve sen sonunda o kabuğu kaldırmaktan vazgeçmek zorunda kalırsın. Bilirsin ki iyileşmen böyle mümkün. Bazı insanları uzaktan sevmek bu yüzden. Bir insan nasıl kendini öldürebilir ki? Hele katiline aşıksa. Kendini yok edip onsuz kalmayı başarabilir mi ?

1 Ocak 2013 Salı

bir ayrılış kendinden


Damlalar intihar ediyordu kendini buluttan. Yağmur ağlıyordu gökyüzü. Herkes bir yana kaçmıştı. Onun dışında… Ağaçta küsmüştü yapraklarına. Terk edilmişti o da soğuk, yağmurlu bir baharda. Artık sadece acı verecekti havaya kurumuş dalları. Ve sen bilirim sevmezdin baharları, yazları. Mavi gözlerin sevmezdi mavi diye gökyüzünü, gökyüzü ise kıskanırdı gözlerinin mavisini. Saçlarına rüzgar vururdu bazen, tepelerde çiçekler kokunu kıskanır solardı. Sağnakların vardı senin,  şimşeklerin, fırtınaların. Uzaktan bakanı korkuturdun, sonraki sukunetini saklardı ruhun. Karlarda uzanmayı severdin sen, simsiyah saçların pamuk bir yatağa yayılırdı. Ve sen şimdi yeşilleri giyindin çok sevdiğin beyazın fakat artık bir çerçevenin içinden. Göğsünde çiçekler uyanıyor baharda. Sen uyanmıyorsun. Ben bazen ağlıyorum, hıçkırıklarım bastırıyor yağmuru. Sonra bakıyorum gökyüzü mavi. Toprak artık sen kokuyor. Kokunu çaldığından kızıyorum ona. Sonra sana kızıyorum. Ama bu hemen geçiyor tabi. Çiçekler ekiyorum toprağa ama dikenli çiçekler. Senin gibi gitmesin, kimse koparamasın onları diye. Olmuyor. Onlarda yanına geliyor. Artık çiçekler de eşlik ediyor kokuna. Bazen rüyalarımda yanına gelmek istiyorum. Kaçıyorsun, ben uyanıyorum yalnızım. Sonra bir an her yer sen kokuyor. Ve sonbahar, geldiğin ama aynı zamanda seni götüren bahar. Bitmiş. Kabullenemiyorum. Yanına gelmek istiyorum kızıyorsun biliyorum. Bir sonbahar bende yanına geliyorum. Yağmur yağıyor. Hava artık yağmur sonrası aşk kokuyor.

27 Kasım 2012 Salı

Eleştirilerimiz

Bu insanlar kendini ne sanıyor böyle! Birinin hakkında atıp tutmaktan onunla alay etmekten ne zevk alıyorlar? Bu konuya uzun süredir kafa yoruyorum ama hala bir cevap bulamadım. Herkes o kadar iyi, o kadar mükemmel ki(!) bazen cehennemde tek başıma olacağım hissi uyandırıyor bu bende. Kendindeki kusurları görmeyip diğer insanlarda en ufak bir hata görünce onu yerden yere vuran insanlar var ki hepsini öldürmek istiyorum hemde işkence falan yaparak. Bunu çoğu insan başına gelmeden anlamıyor. Ben de insanları eleştirip laf ederdim ki maskem düştü. Bir gün hepimize olabilir. Sonuçta hepimizin sırları var değil mi ? Hiç kimseye söyleyemediği sırlar. Bunlardan biri ortaya çıkınca da eskisi gibi olmuyor. Kısacası yalanlarımız ortaya çıkana kadar hepimiz masum kanatsız bir o kadar da acımasız melekler oluyoruz. Bu benim hayatım, benim hatalarım ve benim seçimlerim. Neyse ki insanların düşüncelerini önemsememeyi öğreneli bayağı oluyor. Bunu sizde denemelisiniz. İnsanlar sizi görmek istedikleri gibi görürler. Sizi gördükleri şeye inanır ve öyle davranırsanız işte o zaman ayvayı yediniz demektir. Ama onların ne dediği önemli değil. Sizin nasıl davrandığınız da. Önemli olan ne olmak istediğiniz ve bunun için çaba harcayıp harcamadığınızdır. Bir insanı yargılayıp ona kötü davranma hakkını size kim veriyor ? Mükemmel olduğunuzu mu düşünüyorsunuz. O zaman inanılmaz derecede kibirli birisiniz. İnsalnarı olduğu gibi kabul etmeyi  başaramıyoruz. Çünkü biz kendimizi dahi kabullenmeyi başaramıyoruz. Bir insan kendinden kaçarken nasıl tamamen huzur bulabilir. Kendimizde olan ama kabullenmediğimiz şeyleri başkalarında görünce eleştirmeden duramıyoruz. Sanırım kendimizi kınıyoruz bu sayede. Bir başkasına kötü davranmak çok daha kolay. Bir gün belki asıl sorunun bizim bakış açımızda olduğunu görürüz.

16 Eylül 2012 Pazar

Önemli olan ne ?

Her zaman ne istediğimi bulup peşinden gitmekten  çok ne istemem gerektiği konusunda yanımda oldu insanlar. Daha sonradan farkettim ki çevrem istediğini gerçekten yapamamış, yapsa da istediği kadar başarılı olamamış insanlarla dolu. Onların yardım etmek istemekten çok onlar gibi sıradan basit bir hayat yaşamamı istediklerini ve onların yaptığını yapıp  daha başarılı olmamı istemediklerini gördüm. Biz insanlar bencil yaratıklarız. Biri bizden daha iyi olduğu zaman narin egomuz hemen zedeleniyor. Kendimizin mükemmel olduğuna o kadar inanmış durumdayız ki aksi bir durumla karşılaşmak bizi sinirlendiriyor.  Herkes bizi onu sevsin istiyor bazıları. Yalnız kalmaktan korkuyor. Yapmacık tavırlar takınıyor. Ama anlamak istemediğimiz şu bir çok arkadaşımızın olması bizi önemli yapmaz. Kimse tarafından sevilmiyor olmak nasıl önemsiz yapmıyorsa.  Başkalarına göre hatalar yapmış olmanız sizi kötü biri yapmaz. Belki de yanlışı bulmak için deneyimlemeniz gerekiyordur. Doğruya giden yol tek değil ki. Yanlış şeyler yapılarak da doğru bulunabilir. Defalarca hata yapmadan denemeden bir icat yapılamaması gibi bir şeydir bu aslında. Önemli olan insanlara değişme şansı vermek. Sizin yaptığınızı yapmıyor  yada size hak vermiyor olması o insanı kötü yapmaz. 

Aslında her insan farklıdır fakat aynı olmaya zorlanır. Belirli değer yargılarının dışına çıkan insanlar her zaman ayıplanır. Değişiklikten korkar bir çoğumuz. Sonunda ne olacağını bilmediği farklı olandan korkar. Zordan kaçar ve yapamayacağından da korkar. Aslında her şey inanç ve çalışma. Bu kadar kolay mı diyorsanız aslında evet bu kadar kolay. Sadece ne istediğini gerçekten bilmen gerek. Tek zor nokta bu. Daha sonra onu yapacağına inanmalı hatta hayaller kurmalısın. Çok delice de olabilir. Yaptığın ve yapacağın ama en çokta bunların sonunda ulaştığın sonuç sensindir. İyi yada kötü yaptıkların değil yaptıklarının sonucunda ortaya çıkan seni yansıtır. Ama bunu yapmak için en başta kendinden korkmamak gerekir. Kim olduğun yada olmak istediğinden. 

Kendin olduğun zaman insanlar seni sevmeyebilir. Eleştirebilir hatta en yakın dostların dahi sırt çevirebilir. En ufak hatanı gördüğü zaman seni yerden yere vuranlar değildir dostların. Gerçek dost her zaman yanında olandır. Çamurun içine düşüp ellerin kirlendiği zaman kendi ellerini de kirletmek pahasına tutup seni kaldırandır.  Senin başarından mutluluk duyan ve bir anne gibi düştüğün zaman senin dizlerinin acısını kendi duyandır. Çünkü gerçek dostların seni anlatır. Birine gerçekten değer vermek ne olursa olsun yanında olmak kolay değildir. Tüm kalbinizde kendinize ve ona inanmanız gerekir. Sanırım fazla ütopik oldu çünkü günümüzde böyle ilişkiler yok. Ama kendini gerçekleştirmek, hem kendin hemde iyi biri olmak istiyorsak yeri geldiği zaman bize kötülük edenlere bile elimizi uzatmamız gerekir.  Ama bunu yaptığınız zaman size salak gözüyle bakarlar. 

Aslında ne yaparsanız yapın eleştiren biri olur. İyisi mi siz sadece kendiniz olun ve içinizden geleni yapın. Toplumun gözündeki iyi sizin gözünüzde iyi değilse o zaman öyle olmayın. Yapmacık olup sevilmeye ihtiyacınız yok. Hele de  hayvanın sevgisi bile bazı insanlarınkinden daha samimi olabilirken. Gerçekten beni mutlu eden şey yalnız kalmaksa bu kimseyi de ilgilendirmez. Birilerine yaranmak için değil kendim için huzurlu olmak için iyi biri olmalıyım. Benim için önemli olan sadece bu.  Sizin için ne ?