Damlalar intihar ediyordu kendini
buluttan. Yağmur ağlıyordu gökyüzü. Herkes bir yana kaçmıştı. Onun dışında…
Ağaçta küsmüştü yapraklarına. Terk edilmişti o da soğuk, yağmurlu bir baharda.
Artık sadece acı verecekti havaya kurumuş dalları. Ve sen bilirim sevmezdin
baharları, yazları. Mavi gözlerin sevmezdi mavi diye gökyüzünü, gökyüzü ise
kıskanırdı gözlerinin mavisini. Saçlarına rüzgar vururdu bazen, tepelerde
çiçekler kokunu kıskanır solardı. Sağnakların vardı senin, şimşeklerin, fırtınaların. Uzaktan bakanı
korkuturdun, sonraki sukunetini saklardı ruhun. Karlarda uzanmayı severdin sen,
simsiyah saçların pamuk bir yatağa yayılırdı. Ve sen şimdi yeşilleri giyindin
çok sevdiğin beyazın fakat artık bir çerçevenin içinden. Göğsünde çiçekler
uyanıyor baharda. Sen uyanmıyorsun. Ben bazen ağlıyorum, hıçkırıklarım
bastırıyor yağmuru. Sonra bakıyorum gökyüzü mavi. Toprak artık sen kokuyor.
Kokunu çaldığından kızıyorum ona. Sonra sana kızıyorum. Ama bu hemen geçiyor
tabi. Çiçekler ekiyorum toprağa ama dikenli çiçekler. Senin gibi gitmesin,
kimse koparamasın onları diye. Olmuyor. Onlarda yanına geliyor. Artık çiçekler
de eşlik ediyor kokuna. Bazen rüyalarımda yanına gelmek istiyorum. Kaçıyorsun,
ben uyanıyorum yalnızım. Sonra bir an her yer sen kokuyor. Ve sonbahar, geldiğin
ama aynı zamanda seni götüren bahar. Bitmiş. Kabullenemiyorum. Yanına gelmek
istiyorum kızıyorsun biliyorum. Bir sonbahar bende yanına geliyorum. Yağmur
yağıyor. Hava artık yağmur sonrası aşk kokuyor.