1 Ocak 2013 Salı

bir ayrılış kendinden


Damlalar intihar ediyordu kendini buluttan. Yağmur ağlıyordu gökyüzü. Herkes bir yana kaçmıştı. Onun dışında… Ağaçta küsmüştü yapraklarına. Terk edilmişti o da soğuk, yağmurlu bir baharda. Artık sadece acı verecekti havaya kurumuş dalları. Ve sen bilirim sevmezdin baharları, yazları. Mavi gözlerin sevmezdi mavi diye gökyüzünü, gökyüzü ise kıskanırdı gözlerinin mavisini. Saçlarına rüzgar vururdu bazen, tepelerde çiçekler kokunu kıskanır solardı. Sağnakların vardı senin,  şimşeklerin, fırtınaların. Uzaktan bakanı korkuturdun, sonraki sukunetini saklardı ruhun. Karlarda uzanmayı severdin sen, simsiyah saçların pamuk bir yatağa yayılırdı. Ve sen şimdi yeşilleri giyindin çok sevdiğin beyazın fakat artık bir çerçevenin içinden. Göğsünde çiçekler uyanıyor baharda. Sen uyanmıyorsun. Ben bazen ağlıyorum, hıçkırıklarım bastırıyor yağmuru. Sonra bakıyorum gökyüzü mavi. Toprak artık sen kokuyor. Kokunu çaldığından kızıyorum ona. Sonra sana kızıyorum. Ama bu hemen geçiyor tabi. Çiçekler ekiyorum toprağa ama dikenli çiçekler. Senin gibi gitmesin, kimse koparamasın onları diye. Olmuyor. Onlarda yanına geliyor. Artık çiçekler de eşlik ediyor kokuna. Bazen rüyalarımda yanına gelmek istiyorum. Kaçıyorsun, ben uyanıyorum yalnızım. Sonra bir an her yer sen kokuyor. Ve sonbahar, geldiğin ama aynı zamanda seni götüren bahar. Bitmiş. Kabullenemiyorum. Yanına gelmek istiyorum kızıyorsun biliyorum. Bir sonbahar bende yanına geliyorum. Yağmur yağıyor. Hava artık yağmur sonrası aşk kokuyor.